Buradasın SEYAHAT
            

Travel

POLONEZKÖY

İstanbul'un yanıbaşındaki "Büyülü Topraklar"ı henüz keşfetmediniz mi ?

Doğayla başbaşa, şehrin gürültüsünden uzak bir pazar sabahı... Keyifli bir kahvaltı... Doğada bir yürüyüş...Yemyeşil kırlar... Yanıbaşınızda şirin mi şirin bir köy... Haftasonu kaçamakları için iyi bir alternatif: Polonezköy.

Anadolu yakasında Beykoz sırtlarındaki bu şirin yer, bir Polonyalı köyü. 1800'lerin ortalarında Abdülmecit'in izniyle köye yerleşen göçmenlerin torunları hala burada yaşıyor. 60'ı safkan 500 Polonyalı'nın yaşadığı bu yeşil cennet, tertemiz havası, doğal güzellikleriyle şehrin gürültüsünden kaçan İstanbullular için doğanın huzurlu kollarına bir "kaçamak" niteliği taşıyor.

Polonezköy resmi kaynaklarda köy diye geçmesine rağmen çağdaş bir yerleşim mekanı. Türkiye'de pansiyonculuğun ilk yapıldığı yerlerden biri olarak biliniyor. Köy içinde kurulan tesislerin mimari yapısı, hizmet kalitesi çağdaş bir tad bırakırken köyün doğal yapısını da korunmayı başarmış. Bahçe içindeki lokantaları, çevreyle ve geleneksel mimariyle uyumlu yapılmış küçük ama hotel kalitesinde pansiyonları, birçok aktiviteyi birarada gerçekleştirebileceğiniz konforlu tesisleriyle haftasonlarınızda eğlence ve dinlenceyi birarada yaşayabilirsiniz.

Baharla birlikte canlanan Polonezköy, bol oksijenli geziler, keyifli yürüyüşler için ideal. Özel koşu ve bisiklet parkurlarına sahip Polonezköy, paintball, binicilik, golf, tenis gibi sporları da yapmak için de çok uygun. Piknik alanlarında ailenizle bir haftasonu keyfini yaşarken yemyeşil doğanın içinde huzurlu bir haftasonu geçirebilir, yoğun bir haftayı enerji depolamış ve dinlenmiş bir şekilde karşılayabilirsiniz.

 

İstanbul’da bahar bir başkadır

Lale Emirgan’da coşar İstanbul’un bahar müjdecileri sadece kuşlar değildir. Hayvanat dışında esas nebatat, yani bitkiler baharın habercisidir. Hangileri mi? Gelin çiçeklenme sırasına göre şöyle bir dizelim onları: Ormanlarda, kırlarda kardelenlerle başlayan, çiğdemle süren, özellikle dere kıyılarında çuha çiçekleri, bataklık nergisleriyle devam eden bir süreçtir bu. Hareketlenme kırmızı gelincikler ve sarı hardal çiçekleriyle sürer. Evlerin bahçelerindeki sümbül ilk haberini verir baharın. Kırlarda yabani sümbüller, Arap sümbülleri, aksoğanlar, papatyalar katılır onlara. “Yine göm gök tere batmış, çıka geldi çemene Nev bahar erdi diye müjdeler verdi sümbül” Sümbülden sonra lale, daha bir şehirli, hatta daha bir saraylı olarak sıraya girer. Eski İstanbul’da bahçelerde başlayan lale yetiştirme merakı son yıllarda parklara, korulara yayılmıştır. Özellikle Emirgan’da, Göztepe’de, Yedikule’de belediyenin, Fenerbahçe’de Turing’in parklarında İstanbullular lale seyrine çıkabilir. Laleden sonra da artık meydan uzun bir süre güle bırakılır. Gül devri “ayş eyyamıdır, zevk-u sefa hemgamıdır” yani artık kırlarda yeme içme, mesire yani piknik dönemi başlar. Şakayık nicedir unutulup gitmiştir İstanbul’umuzda. Tıpkı kokulu şebboylar, karanfiller ve de özellikle kokulu beyaz mis zambaklar gibi.

Erguvan şöleni
Çengelköy’le Vaniköy arasında izleyin Mart ortalarında, Anadolu Yakası’nda Maltepe sahillerinde, Süreyya Paşa’ya doğru sırtlarda ve adalarda mimozalar “bahar geldi” diye çığlıklar atar. Aslında, mimoza değil, bir akasya türüdür bu ağaç. Kıbrıs, Girit, Ege adalarında çokça bulunur. İstanbul’da ve Boğaziçi’nde baharın en büyük habercisi ise erguvandır. Hıristiyanlığın meşhur Yahuda ağacı... Hz. İsa’yı ihbar edip yakalanmasına, çarmıha gerilmesine sebep olan müridi Yahuda, sonradan pişman olur. Kendisini beyaz çiçekli bir ağaca asar. Utancından kıpkırmızı kesilip erguvana dönüşen ağaç, bu tarihi olaydan alır diğer ismini. Erguvanlar, nisan ortalarında önce İzmit Körfezi’nin güney sahillerinde, Hereke çevresinde çiçeklenir. Yavaş yavaş, yalı yalı, sahil boyunca İstanbul’a yaklaşır.

Fenerbahçe burnundan İstanbul’a göz kırpar. Yahya Kemal “Dün Fenerbahçe’de gördüm iri bir zümrüt içindeydi bahar” derken boşuna şiir yazmamıştır. İstanbul’un en güzel erguvan parklarından birisidir Fenerbahçe. Sonra Fethi Paşa’dan, Papaz Korusu’na yayılır erguvan çiçekleri. Karşıya Cemalettin Efendi Korusu’na geçer, Ortaköy sahilinden Bebek üzerlerinden Rumelihisarı’na ulaşır. Boğaziçi’ni kaplar. Anadolu Yakası’nda en hoşlandığı yerlerden birisi Çengelköy, Vaniköy arasıdır. Erguvanla birlikte Boğaziçi bahçelerini mis kokulu leylaklar doldurur. O erguvan gibi kendiliğinden, hüda-i nabit çıkmaz.Dikilmesi, budanması, bakılması lazımdır. İşte o zaman coşar. Bahar akşamlarında İstanbul’un vazgeçilmez kokusudur leylak. Taa ki filbahri kendisini bastırana kadar. Bu ikisine de galebe çalabilen sadece hanımeli ve yasemindir. Ama onların faslı gelene kadar çoktan bahar bitmiştir.

Salkım Çiçeği
İstanbul ve Boğaziçi’nin konaklarının, köşklerinin ve yalılarının en dekoratif, en göz alıcı, en dikkat çekici çiçeklerinden, daha doğrusu sarmaşık ve ağaç karışımı bir çiçekten bahsetmeden olmaz. Bu eski İstanbulluların tabiriyle, yani İstanbul ağzıyla “salkım” çiçeğidir. Daha çok mor renkte olmasından dolayı mor salkım olarak da bilinir. Hâlbuki birkaç rengi bulunur; beyaz, sarı ve mor. Hepsi de sarmaşık olarak başlayıp, gittikçe kalınlaşır ve neredeyse bir büyük ağaca dönüşerek; bahçe duvarlarına, balkon kenarlarına, oluklara tırmanarak çatıya kadar yükselir. Sarmaşık kelimesi zaten “ışk” yani aşk kökünden gelir, dolayısıyla sarılarak aşk yapan bir çiçektir. Bu sarılmanın, yani bu aşkın en güzel görüntüsü ağaçlarla beraberken ortaya çıkar. İstanbul baharlarında çok az kişinin bildiği, fark ettiği, görebildiği bu aşk ilişkisi servi ağacıyla ilahi bir misyon ve mesaja dönüşür. Servi eski kültürümüzde Elif harfinin, yani Allah’ın karşılığıdır. Mor salkım eski inanca göre, serviye sarılarak ilahi bir aşka dönüşmüş olmanın görüntüsünü yansıtır. Serviyle olan mistik ilişkisi dışında mor salkım, zaman zaman kırmızı çiçekli at kestaneleriyle, erguvanlarla, pavlonyalarla sarılarak, içi içe geçerek mükemmel bir renk cümbüşü sunar baharda İstanbullara.

Saray Lalesi
Yalıların, sarayların bahçelerinde manolyanın yaprağından önce çiçeği açan bir türü belirir. İstanbullu ona Saray Lalesi adını verir. Ve bundan sonra artık bahar çiçek açmış defneler İstanbul’a göçmen gelmiş pavlonyalarla yalı bahçelerine, at kestaneleri ve ıhlamurlarla da İstanbul’un meydanlara kadar iner. İstanbullu’ya sesini daha bir gür, daha bir yüksekten duyurur. İstanbul’un öyledir baharı... Bir aşk oluverir aşinalık. Ve ondan sonra en güzelini şarkılar söyler: “Bahar oldu güzel evde durulmaz / Bu mevsimde Çemenzar’a doyulmaz...”

Çalışanlarla Sosyal Etkinlikler Nasıl Düzenlenir?

Çalışanlarla sosyal ortamlarda bulunmak samimiyeti geliştirmek için etkili bir yoldur. İnsanların neler düşündüklerini görmede fayda sağlar. Sadece tehlikelerden kaçındığınızdan emin olun.

1. Ofis etkinliklerinin iş sonrasında zorunlu olmadığını açıkça belirtin. Eğer bir etkinliği zorunlu hale getiriyorsanız çalışanlara sorumluluk kabul ettirdiğiniz anlamına gelir.
2. Yılda en az bir kez eş ve çocukları sosyal etkinliklerde birlikte olmaya davet etmeyi unutmayın.
3. Bölgesel ilgi alanlarıyla ilgili etkinlikler düzenlemeyi tercih edin. Müze gezileri, golf kursları gibi.
4. Çalışanlarınızla ilişkilerinizi aklınızda tutun. Eğer yönetici pozisyonunda iseniz bazı astlarınızdan daha genç olsanız bile size lider olarak davranabilirler.
5. Gerektiği gibi davranın ve soğukkanlılığınızı sürdürün.

İşiniz gereği sık sık seyahat edenlerden misiniz?

O halde kusursuz bir seyahat çantası hazırlamanın püf noktalarına bir göz atın...

Bu aralar sık sık iş seyahatim oldu. Bilirsiniz, bir gün önce koşarak eve gelip alelacele çantanızı hazırlarsınız. Otele yerleşirsiniz, çantayı boşaltmaya vakit bile kalmaz neredeyse. Önce konferans ya da toplantılar, ardından kokteyl ve akşam yemeği vardır. Konferansa katıldığınız kıyafetle akşam yemeğine inmeniz hoş olmasa da, genellikle durum budur. Çünkü ya pratik olsun diye bavula az eşya koymuşsunuzdur ya da o en kaliteli pantolonunuzla giydiğiniz ayakkabıları aceleden evde unutmuşsunuzdur! İşte bu ay, birazcık bu konuya girmek istiyorum. Gereksiz stres yaratmamak ve gereksiz eşya taşımamak için, İş seyahati çantası nasıl hazırlamalı, nelere dikkat edilmeli...

Bozcaada

Bozcaada, Çanakkale Boğazı’nın girişinde bir cennet adadır. Doğal güzelliklerinin yanı sıra coğrafi konumu dolayısıyla da yüzyıllardır farklı kültürlere ev sahipliği yapmıştır. Heredot’un Bozcaada için söylediği "Tanrı, insanların uzun omürlü olmaları için Bozcaada'yı yarattı" sözü, Bozcaada’yı en güzel şekilde özetler.

Türkiye'nin gizli kalmış cennetleri

İngiliz The Times gazetesi Türkiye'nin gizli cennetlerini yazdı

İngiliz The Times Gazetesi tarafından Türkiye'de gidilmesi gereken gizli kalmış bölgelere olarak gösterilen 6 yerden 5'i, Muğla il sınırları içinde yer alıyor. The Times Gazetesi'nin ''Gizli Türkiye: 6 gizli tatil yeri'' başlıklı haberinde Fethiye'deki Şövalye Adası, Fethiye Ölüdeniz'deki Faralya köyü, Marmaris'in Selimiye ve Söğüt, Ula'nın Akyaka köyü Bodrum'daki Ortakent ve Kaş'taki Bezirgan köyüne yer verildi.

    
    
    
    

VİTAMİN GIDA

Vitamin Gıda

ÇAĞLA & NİLAY EMLAK

TÜMBAY SÜRÜCÜ KURSU

İNCELİYORUM.NET