Buradasın KEŞİF
            

KEŞİF

Tesadüf sonucu cilt kanseri aşısı bulundu

e-Posta Yazdır PDF

Laborantın sakarlığı, cilt kanseri aşısının bulunmasına yol açtı.
ABD, Chicago'daki Rush Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, cilt kanseri hastaları için umut oldu. Üniversitenin tıp merkezinde görev yapan Dr. Howard Kaufman, ilerlemiş melanoma hastaları için bir aşı geliştirdiklerini açıkladı.

Meksika'yı 7.2'lik deprem vurdu

e-Posta Yazdır PDF

Meksika'nın kuzeybatısındaki Aşağı California bölgesinde dün gece 7,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremde 2 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Mexicali kentinde ölen 2 kişiden 1'inin yıkılan bir evin altında kaldığı belirtildi.

ABD ve Meksika'nın Büyük Okyanus kıyısındaki sınır bölgelerini geniş ölçüde etkileyen deprem, Meksika'nın Tijuana, ABD'nin San Diego, Los Angeles, Riverside, Arizona gibi kentlerinde de binaların sallanmasına, halkın paniğe kapılmasına yol açtı.

CERN’de aslında ne patladı?

e-Posta Yazdır PDF

İşte patlamayla ilgili gerçekler...

Yapılan tüm açıklamalara rağmen hala bütün dünyanın en çok merak ettiği konulardan biri İsviçre’deki CERN araştırma merkezinde yapılan Büyük Patlama deneyi. Deney başlayana kadar hakkında pek çok fikir hatta komplo teorileri üretildi; CERN gizli deneylerin yapıldığı kapalı bir üs mü? Deneyden sonra dünya zarar görecek mi? Hatta patlama sonrası bir "Kara Delik" oluşup dünyayı yutacak mı?Maya takvimi bu deneye mi işaret ediyor?

Ayasofya'nın sırrı çözüldü!

e-Posta Yazdır PDF

Depremlere karşı böyle ayakta kalmış
Ulusal Atina Teknik Üniversitesi adına Ayasofya’da çalışan Prof. Dr. Antonia Moropolou, Ayasofya’nın inşasında kullanılan harcın deprem sırasında ortaya çıkan enerjiyi emerek hasarı önlediğini belirterek, "1999 depreminden önce, bu kompozisyon ve yapısal özellikteki bir anıtın 7 şiddetindeki bir depreme dayanabileceğinden emin olmuştuk" dedi.

Büyük patlamaya 1 hafta kaldı

e-Posta Yazdır PDF

CERN'deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda proton parçacıkları 3.5 trilyon elektronvoltluk enerjiyle çarpıştırılacak
Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) uzmanları, 30 martta parçacık çarpıştırıcısında "büyük patlamayı" gerçekleştirmeye çalışacak.
CERN araştırmacılarının açıklamasına göre, kozmosu oluşturduğu düşünülen "büyük patlama" Fransa-İsviçre sınırında 27 km uzunluğundaki dairevi yeraltı tünelinde yeniden oluşturulmaya çalışılacak.

Denizin Yeni Müzesi

e-Posta Yazdır PDF

İstanbul müzesine, Boğaziçi de yıllar sonra ilk modern yapısına kavuşuyor.
Müze, orijinal halini koruyan en eski gemi niteliğini taşıyan 40 metrelik bir kadırga (16. yüzyıla tarihleniyor) ve 30'un üzerinde saltanat kayığıyla dünyanın en önemli koleksiyonlarından birine sahip. Ancak bu nadir koleksiyon, uygun bir mekâna sahip değildi. Eserler 1961 yılından beri, kendileri için inşa edilmeyen, 1930'larda tayyare atölyesi olarak kullanılan bir hangar ve ona eklenen yapılar içinde tutuluyordu. Ama müzenin kaderi 2005'te açılan proje yarışmasıyla değişti. İnşaat, kadırga ve saltanat kayıklarının geçici yerine taşınmasıyla birlikte 2009'da başladı.

ZANZİBAR: Baharat Kokulu Ada

e-Posta Yazdır PDF

Tanzanya'ya bağlı Zanzibar Adaları, Afrika kıtasıyla Arap Yarımadası, İran, Hindistan arasındaki deniz ticaretinin başlangıç yeriydi yüzyıllardır. Öyle ki Arap hükümdarlar, ülkelerini bırakıp Zanzibar'ın sultanı oldular. Atlas, Hint Okyanusu'nun bu gizemli adalarını ve eski kentteki hayalet sokaklarını dolaştı. Masalların, baharat ve köle yollarının izini sürdü.

Fok 'Badem' özgürlüğün tadını çıkarıyor

e-Posta Yazdır PDF
Aydın'ın Didim İlçesi kıyılarında yaralı olarak bulunduktan sonra rehabilite edilerek Gökova Körfezi'nde doğal ortamına salınan Akdeniz Foku Badem, doğal yaşama uyum sağladı. Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) ve Akdeniz Foku Araştırma Grubu (AFAG) Koordinatörü Cem Orkun Kıraç, Yunan adalarını gezen Badem'in artık, insanlara yaklaşmadığını ve kendi kendine de beslenmeye başladığını söyledi.
Akdeniz foku Badem, Aydın'ın Didim İlçesi'nde balıkçılar tarafından yaralı halde bulunup, 5 Aralık 2006 tarihinde İzmir Foça'da tedavisi yapılıp, rehabilite edildi. 28 Nisan 2007 tarihinde, Gökova Körfezi'nde doğal ortamına salındı. İnsanların aşırı ilgisine alışınca doğal ortamına tam uyum sağlayamadı. Zaman zaman kendisiyle oynamak isteyen insanları ısırınca işadamı Mustafa Koç'un sponsorluğunda Marmaris'teki bir koyda kendisi için özel tasarlanan 15 metrekarelik, çevresi ağlarla örülü kafeste uzman kontrolünde tutuldu. Yaban hayatına alışması için de yaz sezonunun bitmesi fırsat bilinerek geçen Ocak ayında serbest bırakıldı.

Sürekli gidip geliyor

SAD ve AFAG Koordinatörü Cem Orkun Kıraç, özgürlüğün tadını çıkartan Badem'in bugüne kadar neler yaptığını söyle anlattı:


'Badem, bir süre Gökova Körfezi'nde dolaştıktan sonra Datça ve Bozburun bölgesine geçti. Daha sonra bir aya yakın kendisinden hiçbir haber alamadık. Daha sonra Yunanistan'da bizim tanıdığımız ve AFAG ile aynı eşdeğerde olan 'MOM’ isimli dernek yetkilileri Rodos'un bir köyündeki küçük bir balıkçı limanında gördükleri bir fokun fotoğrafını bize mail atıp, Badem olup, olmadığını sordu. Fotoğraftaki fokun Badem olduğunu hemen anladık. Serbestçe dolaştığını öğrenince de çok sevindik. Ege'ye gitmiş ve hiçbir insanla iletişim kurmadan limanda günlerce dolaşmıştı. Daha sonra Sömbeki Adası'na geçtiğini ilettiler bize. Hatta MOM iki kişiyi görevlendirip, Badem'i hem Rodos ve hem de Sömbeki Adası'nda izlemeye alarak güvenliğini bile sağlamış. Sonra yine geldiği yolları izleyip Datça ve Knidos'u geçip, Gökova'ya ve en çok bakıldığı, zamanını harcadığı eski mekanı Karaca'ya döndü. Şu anda Karaca'da sürekli kalmıyor ve gidip geliyor. Nerede kaldığını bilmiyoruz.'

Badem'in doğal ortamına uyum sağlamaya başladığını belirten Kıraç, 'Amacımıza ulaştık. Badem artık insana fazla yaklaşmıyor, sevdirmiyor ve kendi kendine besleniyor. Dışardan ölü veya canlı balık veren olduğunda yemiyor. Artık kimseye muhtaç olmadan, başının çaresine bakabiliyor. Sanırım artık insanlarımız Badem'i bir oyuncak gibi görmek yerine onun doğaya kazandırılması gereken bir canlı olarak görmeye başladı. Bu gerçekten çok önemli' dedi.

Su gününde manifesto gibi HES raporu

e-Posta Yazdır PDF
22 Mart Dünya Su Günü nedeniyle 'Türkiye HES Raporu' başlıklı bir rapor hazırlayan TTKD (Türkiye Tabiatını Koruma Derneği) Antalya Şubesi, son günlerde Türkiye'nin gündeminden düşmeyen HES'lerle ilgili çarpıcı ayrıntılara yer verdi. Raporda HES gerçeğinin toplumdan saklandığı vurgulanırken enerji gerekçesiyle Türkiye'nin derelerinin satıldığı öne sürüldü.
TTKD Antalya Şube Başkanı Hediye Gündüz'ün açıkladığı raporda, Türkiye'nin kırsal bölgelerinde yaşayan halkın yaşamını etkileyen geniş kapsamlı iki kanunun öne çıktığının vurgulandı. Raporda, su kaynaklarının kullanım hakkının özel sektöre devredilmesini öngören Su Kullanım Anlaşmalarıyla, Maden Yasası'nın yarattığı tahribata dikkat çekildi. Bu iki yasanın ülkenin doğal kaynaklarını paylaşmaya dönük olduğunun vurgulandığı raporda, 'Dünyada kalkınma sağlayan ülkeler başlangıçta kendi kalkınmaları için başka ülkelerin kaynaklarını kullanmış ve gelişme sürecinde kendi ülkelerinde yıkım yapmamışlardır. Özellikle yıkımdan en çok etkilenen kıta Afrika olmuştur. Şu anda bile Afrika'da çok ciddi maden çıkarma faaliyetleri vardır. Günümüzde ise kalkınma için sömürgesi olmayan bizim gibi ülkelerin kendi öz kaynaklarını kullanarak kalkınma sağlaması gerekmektedir' ifadelerine yer verildi.


DERELERİMİZ ENERJİ BAHANESİYLE SATILIYOR!
Türkiye'deki HES'lerin enerji üretmek amacıyla yapılmadığının belirtildiği raporda, 'HES yapıp işletecek olan şirketlerin, baraj göllerindeki suyun kullanım hakkını da tümüyle ele geçirecek olması büyük önem taşımaktadır. Gelecekte enerji üretmekten çok, küresel ısınmayla birlikte daha da değerlenecek olan suyun pazarlanma konusu, bu yapımcı şirketlerin iştahını kabartmaktadır. Günümüzde ve gelecekte doğru kullanılmazsa 'petrol kavgalarının' yerini 'su kavgalarının' alacağı artık herkesçe tahmin edilmektedir.  Bu da, enerjinin bahane edilerek derelerimizin birer birer satılmasını gündeme getirmektedir. Özel sektörle 'su kullanım anlaşmalarının' yapılması, suyumuza el koyma hesapları olarak ortaya çıkmaktadır. Yapacakları HES'lerle doğamızı yok edecekler ve birçok insanın yaşamını sürdürdüğü bu vadilerden de göç etmelerine neden olacaklardır. Yaşam için vazgeçilmez olan su, ulus ötesi şirketler ve onların yerli ortaklarına verilecektir. Bunun yanında bu işleri de Devlet Su İşleri'ne yaptırılarak ülkemizdeki suların pazarlanmasında devlet kurumu olan DSİ aracı kurum durumuna getirilecektir' denildi.

HES'LER SUSUZLUĞA NEDEN OLACAK
Suyun paylaştırılması sonucu insansızlaştırılan alanlarda madencilik görüntüsüyle ülkenin doğal değerlerinin paylaşılarak yağmalandığının belirtildiği raporda, Artvin'deki gelişmeler buna örnek olarak gösterilerek şöyle denildi: 'Santrallerin yapılmasıyla birlikte yörede yaşanan susuzlukla birlikte halk kısa bir süre içerisinde yüzyıllardır yaşadığı bölgesinden göçmeye başlamış ve yöre de hızla madencilik çalışmaları başlamıştır. (En çok korkulan durum Artvin'de oluşmaya başlamıştır) Önümüzdeki dönemde bu manzara tüm ülkemizde önümüze çıkmaya başlayacaktır.'

ÇED KAPSAM DIŞI BIRAKILARAK YAĞMAYA ZEMİN HAZIRLANDI!
Tahkim Yasası'yla birlikte Türkiye'de yapılacak faaliyetlere uluslararası bir hüviyet kazandırıldığının altı çizilen raporda, 'özellikle madencilik ve doğaya uymayan faaliyetleri bu kapsama almak yağmalama faaliyetine büyük kolaylık getirecektir. Tahkim yasası bu nedenle çıkarılmıştır' vurgusu yapıldı. ÇED Yönetmeliği'nin sınırlarının daraltıldığına da dikkat çekilen raporda, ÇED'in doğa ve yaşam dengesinin korunarak kalkınmada en önemli dayanak olduğunun altı çizilerek, özellikle madencilik ve enerji faaliyetlerinde ÇED'in neredeyse kullanılmaz hale getirildiği ve yağmaya zemin hazırlandığı ifade edildi.

HES GERÇEĞİ TOPLUMDAN SAKLANIYOR!
Türkiye'nin neredeyse her bölgesinde köy, kasaba, şehir ve beldelerde büyük eylemlere ve çalışmalara neden olan iki yasadan biri olan HES yasası nedeniyle yakın gelecekte çok büyük çevre felaketlerine gebe olunduğunun altı çizilen raporda, Türkiye'de 1600 civarında HES projesinin varlığının söz konusu olduğu vurgulanarak dünyanın alternatif enerji kaynaklarına yöneldiği bir dönemde, Türkiye'deki yatırımcıların HES lisansı bekledikleri vurgulandı. Türkiye'nin su fakiri bir coğrafyada yer aldığının hatırlatıldığı raporda, biyolojik çeşitlilik konusunda dünyadaki en önemli ülkelerden biri olması nedeniyle suyun ticarileştirilmesinin toplumun aleyhine olduğunun altı çizilirken bölgelere göre Türkiye'nin HES gerçeği de gözler önüne serildi.

NEREDE KAÇ HES PROJESİ VAR?
Türkiye'nin en çok yağış alan bölgesi olan Karadeniz'deki HES projesi sayısının 341 olarak açıklandığı raporda, Akdeniz bölgesi 225, Doğu Anadolu 30, Güney Doğu Anadolu 20 olmak üzere ülke genelinde toplam 1600'den fazla proje olduğu belirtildi. HES yapılacak su kaynakları arasında, Finike'deki Alakır Çayı, Isparta'dan doğup Antalya'dan denize dökülen Köprüçay, Kaş Kıbrıs Deresi, Kaş Gömbe Çayı, Finike Akçay Deresi, Isparta Aksu Çayı, Köyceğiz Yuvarlakçay, Rize Fırtına Deresi, Tunceli Munzur Çayı gibi yüzlerce dere ve ırmak yer alırken bir çok vadinin yaban hayatı sahası ve doğal park statüsünde bulunuyor.

İŞTE RAPORDAN ÇARPICI SATIR BAŞLARI:
Türkiye'nin HES'ler için uygun bir coğrafya olmadığının altı çizilen raporda, suyun ticarileşmesinin önünü açan bu girişimlerin Türk halkının aleyhine olduğu vurgulanırken, ayrıca şu görüşlere yer verildi:
-DSİ'nin yapmış olduğu planlamalarda bir dere üzerinde yapılan HES miktarları Suyun kullanım hakkı devredildikten sonra birdenbire artmaktadır.
-Suyun kullanım hakkını devralan şirket suyu sonuna kadar kullanmayı istemekte ve suyu son damlasına kadar HES için planlamaktadır. Tahsisler bilinçli olarak güçlü şirketlere yapılmaktadır.
-İkizdere örneğinde olduğu gibi dere boyunda can suyu dahi bırakılmadan HES'ler kurulmak istenmektedir. (İkizdere'nin dere uzunluğu 74 kilometredir ve bu alan üzerinde toplam 21 adet HES kurulması hedeflenmiştir) Hedefi koyan Çevre Bakanlığı ya da devlet değil, kar amacıyla suyun kullanım hakkı devralmış olan şirket-şirketlerdir. Şirketlerin kuruluş amaçları kar olduğu için ortak toplumsal menfaatler ya da üstün kamu yararı gözetilmesi beklenemez.
-HES tahsisleri topluma 'yatırımı kolaylaştırıyoruz' adı altında manipüle edilmektedir.
İşlevsiz hale getirilen ÇED, bütün doğa koruma yasalarının görmezden gelinmesi ile başlayan süreçle yapılan hızlı tahsislerin ardından halk, ardındaki büyük yıkımı ve büyük planı ancak yaşadıkça kavrayabilmektedir. Bu durum Karadeniz'de yapılacak HES'lerde açıkça görülebilir. Başlangıçta karşı çıkmayan halk, olayları yaşadıkça tavrını değiştirmekte ve doğa yanında yer almaktadır.
-Hes'lerin yapıldığı tüm tahsisler, genellikle el değmemiş vadiler ve eşsiz doğal alanlardır. Türkiye'de el değmemiş doğal alanlar eşsiz bitki, ağaç ve orman varlığını barındırmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye'ye HES'lerin vereceği orman ve dolayısıyla ağaç tahribatı tahminlerin ve hesapların çok ötesinde olacaktır.
-Örneğin Alakır Çayının her yanı ormanlarla kaplıdır. Karadeniz yine öyledir. Karadeniz'de tünelleri geçirecekleri güzergahlara ulaşabilmek için yeni 4-6 metre genişliğinde, 15 metre yüzey alanda yol çalışması yapılması gerekmektedir. Yolların uzunluğu kilometrelerce ise hektarlarca alanda çalışma demektir. Bu da hektarlarca alanda ağaç kesimini getirecektir. Bu nedenlerle tam anlamıyla ağaç katliamları yaşanacaktır.

YABANCI BANKALAR HES KREDİSİ VERİYOR!
-Ülkemizde yapılacak HES'lerde kullanılacak krediler bankalardan alınacak kredilerdir. Birçok bankanın ortakları yabancı bankalardır. Ve ülkemizde tahkim işleyen bir süreçtir. Bu durumda bankalarla yapılan anlaşmalar büyük önem taşımaktadır. Yerli kaynaklarla yerli enerji üreteceğiz başlığı altında kaynakların yerli olmaması yanında suyun en kolay ve en gizli şekilde yabancı kaynaklara geçmesinin önü açılmış olacak ve yine dışa bağımlılığımız değişmeyecektir.
-Hidrolik Santraller için, Sanayi İşadamları Derneğinin (HESİAD) Çevre ve Orman Bakanlığı'na rapor sunarak; Sivil toplum örgütlerini yöre insanını kışkırtmakla ve Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulları'nı etkilemekte diyerek suçlamaktadır.(Radikal Gazetesi)
-Toplumun ortak değerlerin savunan kişi ve grupların bu şekilde suçlanması ve Bakanın kendi çalışma alanında kendi bakanlığına destek olanlara sahip çıkmaması bir handikaptır ve bilinçli olarak yapılmaktadır. Toplumda, değerlerini koruyanlara saldırarak yılgınlık yaratmak hedeflenmektedirler.

Sayfa 1 / 3

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
    
    
    
    

VİTAMİN GIDA

Vitamin Gıda

ÇAĞLA & NİLAY EMLAK

TÜMBAY SÜRÜCÜ KURSU

İNCELİYORUM.NET